Artık Hiç Kimse Bize Vurmaya Cesaret Edemeyecektir
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da işlenen en büyük savaş cinayeti
olan Srebrenitsa soykırımından on bir yıl geçti. Sekiz binden çok
Boşnak’ın öldürüldüğü bu soykırım, sadece bu büyük trajediyi yaşayan
Boşnakların değil, insanlıktan nasibini almış bütün dünya halklarının ortak
acısıdır.
Bu acıyı bizzat yaşayan, mensubu olduğu ulusun maruz kaldığı bu korkunç
cinayeti silinmemecesine hafızalara kazıyacak “Srebrenitsa Cehennemi”
destanını kaleme alan Bosna-Hersek şairi Džemaludin Latiç ile
çağımızın insanlık ayıbı sayılan bu akıllara durgunluk veren soykırımı,
Avrupa’nın ve Dünya’nın Müslüman Boşnakların hedef alındığı bu trajedi
karşısındaki tavrını, Balkanlar’da yaşayan Müslümanların acılarının simgesi
hâline gelen eserini konuştuk.
Suat ENGÜLLÜ’nün Söyleşisi
S. Engüllü: Şöyle bir soruyla sohbetimize başlayalım derim ben:
Srebrenitsa Trajedisi’nden bu yana geçen bu on bir yıl içinde,
Bosna-Hersek’te neler değişti? Neler değişti derken, ülkedeki durumun
normale dönmesi bakımından, yaşanan soykırımda büyük günahı bulunan uluslar
arası toplumun Bosna-Hersek’e ve Boşnaklara karşı takındığı tavırda; ulusal
topluluklar arasındaki ilişkilerde; savaş sonrası toplumsal-siyasî ve
kültürel gelişim alanında meydana gelen değişiklikleri kastediyorum elbette
ki.
C. Latiç: Uluslar arası toplumun -ki uluslar arası toplum dendiğinde,
genel olarak Batılı ülkeler kastedilmektedir-, Boşnaklara karşı yapılan
hataları hiç değilse bir yere kadar telâfi etmesini beklemenin, meseleye
mantıklı bir yaklaşım olduğu kanısındayım. Bu bağlamda, Boşnakların barış
içinde ve bütün haklara sahip olarak yurtlarına dönebilmeleri; bu
bölgelerdeki Sırp çoğunluk ve yönetimi tarafından gelebilecek her türlü
ayrımcılığa son verilmesi için elden gelen her şeyin yapılması gerekir. Ne
yazık ki bu aynı güçler, saman altından su yürütürcesine, soykırıma maruz
kalmış değil de başka uluslara soykırım yapmışçasına Boşnakları
cezalandırmaya devam etmektedirler. Günümüzde Bosna Hersek’te en kalabalık
nüfusa sahip olmalarına rağmen Boşnaklar (ki ülke nüfusunun yüzde ellisini
teşkil etmektedirler belki de), kendi ülkelerinde ulusal azınlık muamelesi
görmektedirler. Bosna-Hersek sınırları içinde yaşayan ulusal topluluklar
arasındaki gerginlikler azaldı; ancak ortaya atılan maksatlı söylentiler
sayesinde, Sırplar, kolayca “tehlike altında oldukları” izlenimi
uyandırabiliyorlar; bunun üzerine “Müslümanlarla beraber yaşamak
istemiyoruz!”, “Ey Avrupa; Bosna’daki El Kaide’yi engelle!” vb. sloganların
atıldığı büyük mitingler düzenliyorlar. Allah, Avrupa’da yalnız kalan
Müslüman Boşnak ulusuna acısın!
S. Engüllü: Bugün, yani on bir yıllık bir aradan sonra,
Bosna-Hersek’te yaşananları; Boşnakların çektikleri büyük acıların simgesi
olarak anılarda ebediyen yaşayacak olan Srebrenitsa’da yaşanan dramatik
olayları bir bütün olarak değerlendirdiğinizde, bu büyük trajedinin önüne
geçilmesinin mümkün olduğu kanısını taşıyor musunuz? Yoksa bunun “kaçınılmaz
bir kader”, doğrusu “yeni dünya düzenini hazırlayanların” senaryosu olduğunu
mu düşünüyorsunuz?
C. Latiç: Srebrenitsa soykırımından kısa bir süre önce Birleşmiş
Milletler’in memuru olarak Bosna-Hersek’te görev yapan, Diego Aria adında,
yüce gönüllü Venezüella’lı bir adam vardır. O, her yıl, Srebrenitsa’nın
düştüğü gün, Bosna’ya gelmekte, BM yetkililerinin Srebrenitsa’da
neler hazırlandığını bildiklerine; Bosna’dan merkeze, New York’a gerçekdışı,
düzmece raporların nasıl maksatlı olarak gönderildiğine; bütün dünyaya
görüntü gönderen kameralar karşısında, özellikle o sıralar BM Özel
Temsilcisi olan Japon Yasuşi Akaşi’nin gözleri önünde yapılan soykırıma
Fransız, Rus, İngiliz ve Hollanda güçlerinin ne şekilde katıldıklarına
tanıklık etmektedir. Srebrenitsa’lı kadınlar, Sırp katillerin bu
gizli müttefiki aleyhine, Uluslararası Lahey Adalet Divanı nezdinde dava
açtılar.
S. Engüllü: Geçen bu zaman zarfında, en sık sorulan ve daha uzun süre
sorulacağa benzeyen şu soruya verilebilecek kendi cevabınızı bulabildiniz
mi: nasıl ve neden bütün bu trajik olaylar uluslar arası barış güçlerinin
gözleri önünde cereyan etti; neden hiç kimse, özellikle de “insancıl
Avrupa’dan” hiç kimse, katledilen, biricik “günahları” bu dünyadaki tek
varlıkları o bir avuç vatan toprağını, ulusal ve dinî kimliklerini korumak
olan bu sekiz bin kadar Srebrenitsalı’nın kurtarılması için parmağını dahi
kıpırdatmadı?
C. Latiç: Sorunun cevabı son derece basit: bu 13 bin erkek, delikanlı
ve çocuk Müslüman’dı.
S. Engüllü: “Srebrenitsa Cehennemi’ni, bu çağdaş Boşnak destanını –
ibret dolu epik şiiri yazma fikri nasıl doğdu?
C. Latiç: Halkımız hepimizden, bütün Boşnak şair ve yazarlardan,
eserlerimizde büyük Srebrenitsa felâketine yer vermemizi bekliyordu.
İlk başta, hepimiz tereddüt içindeydik. Bu konudan Sidran da, İbrişimoviç de
bahsediyordu. Bir gün, dostlarımdan biri yanıma yaklaştı ve şöyle dedi: “Sen
bunu yazmak zorundasın, yazabilirsin de! İvan Goran Kovaçiç ünlü ‘Mezar’
adlı destanında, İkinci Dünya Savaşı Golgotha’sını şiirleştirmemiş miydi?!”
O adamı severdim ve o an kendimden utandım...
S. Engüllü: Bu eserinize Dante Alighieri’nin “İnferno”sunu örnek
almanızın nedeni neydi? Ben, Türk-İslam ve Dünya klâsiği olan Mevlâna’nın
“Mesnevi”sinin örnek alınması durumunda çok daha başarılı olunabileceği
kanısındayım.
C. Latiç: Biz Boşnaklar, çoğu zaman bazı işleri, inanç ve inattan
hareketle yaparız; bu iki güdüden hangisinin daha etkili, daha güçlü olduğu
belli değildir. Dante’nin, Batı Avrupa Edebiyatı’nın en büyük eseri sayılan
söz konusu destanında Peygamber Efendimiz’i tahkir ettiğini biliyorsunuz.
Buna göre, son yüz-iki yüz yıl içinde Boşnaklara ve diğer Balkan
Müslümanları’na karşı işlenen cinayetlerde, bir bakıma Dante de suç
sahibidir. Öte yandan, destan türü, özel bir nazım biçiminin uygulanmasını
gerektirmektedir; Dante Alighieri sayesinde meşhur olan terza rima ise, her
tür şiir için biçilmiş kaftan sayılır. Onun kullandığı nazım biçimini tercih
etmemin başka nedenleri de var elbette: Srebrenitsa cehennemi, onun
hayalî cehenneminden daha da kötüdür; ayrıca, Boşnakça yazan bir şair olarak
şiir yazmadaki üstünlüğümü kanıtlamak istedim; Avrupalıların yazdıklarımı
okumalarını istiyorum çünkü; yazdıklarımla onlara, biz Müslümanların da, hem
İsa Aleyhisselâm’a hem annesi Hazreti Meryem’e saygı duyduğumuzu, fakat
onların, sadece ve sadece Üçleme’ye inanmadığımız için, vicdanları zerre
kadar sızlamadan ve utanmadan bizleri Balkan dağlarında öldürüp
boğazladıklarını söylemek istiyorum bir de...
S. Engüllü: Srebrenitsa Cehennemi’nde, bir bakıma, üç din arasında
hoşgörünün mümkün olabileceğine dikkat çekmenin gayreti içindesiniz.
“Yeni-çağdaş bir soğuk haçlı savaşı” ile yüz yüze olduğumuzun gözden
kaçmadığı günümüz dünyasında bu hoşgörünün mümkün olduğuna samimiyetle
inanıyor musunuz?
C. Latiç: Kutsal kitabımızda, “Kötülüğe iyilikle karşılık ver;
böylece düşmanların dost olacaktır!” deniyor. Kur’an’da yazan her şeye
inanıyorum. Yazdığım bu destanla Avrupalı Hıristiyanlar arasında
Müslümanların müttefiklerini arıyorum.
S. Engüllü: Savaş suçlularının bazılarının yargılanması sonuçlandı,
bu canilerin bazıları ise hâlâ özgürler. Birilerinin, sahiden de savaş suçu
işleyenleri yargılamak, Boşnaklara karşı işlenen savaş cinayetini
aydınlatmak istediklerine inanıyor musunuz? Bütün bu yapılanlar sadece
sıradan bir oyundan ibaret mi yoksa?
C. Latiç: Bu, elinde silâhı bulunmayan halkı savunan bizim ordumuzun,
Müslüman olmayan komşularımızın katil orduları ile aynı kefeye koyulmasının
çalışıldığı, sıradan bir oyun sadece.
S. Engüllü: Son sorum şöyle: 20. yüzyıl sona ermek üzereyken yaşanan
bu büyük trajediden, bu topraklarda birlikte yaşamanın biricik önkoşulu
sayılan barışın güçlendirilmesi ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesi
bakımından alınması gereken dersin alındığını düşünüyor musunuz? Bu
bağlamda, soykırımda payı olan uluslar arası toplumun ve hiç kolay olmasa da
Bosna-Hersek’te yeni ilişkileri tesis edip geliştirecek olanların,
SREBRENİTSA’NIN ÖLÜMSÜZ YÜCE ŞEHİTLERİNE borçlarını ödeyebileceklerine
inanıyor musunuz?
C. Latiç: Her yıl, Srebrenitsa’nın Sırpların eline düştüğü gün,
soykırıma sahne olan bu kentimize gelen Türk kardeşlerimiz ve bacılarımız,
Bosna-Hersek’te işlenen cinayetlerle ve işlenmek istenen cinayet
projeleriyle ne denli büyük bir olgunluk ve ağırbaşlılıkla yüzleştiğimize
tanıklık etmektedirler. (Çünkü Srebrenitsa tek bir olay değildir ne
yazık ki.) O günlerde Sırp ulusu psikolojik olarak dize gelmiş vaziyettedir;
Batı’nın ve Doğu’nun bütün halkları ise, Dünya’nın en bahtsız ulusu olan
bizlerin yanındadır. Sorunuzda dile getirdikleriniz bağlamında bir şeyler
değişiyor mu? Değişiyor belki. Ancak bilinmesi gereken, kesin olan bir şey
daha var: Artık hiçbir zaman, hiç kimse bize vurmaya, hayatlarımızı
söndürmeye cesaret edemeyecektir; buna cüret edilmesi ise, sözün tam
anlamıyla asla cezasız kalmayacaktır.
S. Engüllü: Sorularımızı yanıtlama nezaketi gösterdiğiniz için
teşekkür ederim.